30 Mayıs 2009 Cumartesi

DOLU DİZGİN AKIYOR YAMAÇLARDAN YAŞAM

Foto: ADOG
Bir arkadaşım, yazdığı bir denemeyi paylaşmış benimle.
Yazısına koyduğu başlık çok etkileyici: "YAMAÇLARIN ÇAĞRISI..."
Aldı, götürdü bu iki sözcük beni;
bin bir renkle bezenmiş, bin bir koku ile harmanlanmış,
uzaktan gizzemle göz kırpan yamaçlara...

Yaşam denen cadı kazanının içinde debelenirken
sadece yüreği henüz sağır olmamış bir avuç insan
duyabiliyor yamaçların fısıltısını...
Bazen bu çağrıya kulak verip gitmek isteyenler olsa da nafile..
Öyle güçlü ki zincirler...
Adına mal mülk, tarla tokat
hatta para hırsı demiş bazıları
ya da en masumundan ekmek parası..
Bazıları analık, evlatlık demiş
bolca sorumluluk yüklenmiş sırtına...
Bazıları ise ayıp demiş ya da günah
ya da gurur aşktan yana...
Ben ise hep düşünmüşümdür: "Yamaçların çağrısını duyup gidememektense
sağır olup cadı kazanının içindeki sahte mutluluklarla avunmak,
yanılsama da olsa daha huzur verici olmaz mıydı?" diye...

Öte yandan takmış peşine insanları,
dolu dizgin akan yaşam değil mi, yamaçlardan?
Ve dört nala koşan aslında zaman değil mi, otuzlardan sonra?
Bu gerçekle yüzleşince yamaçların fısıltısı, çığlık oluyor yüreklerde...
atılan adımlar: gözü karalık,
düşülen uçurumlar: hızlı yaşamın faturası...

Takmış peşine insanları, dolu dizgin akıyor yamaçlardan yaşam.
Herkes bir düzen tutturmuş kendince
ama gidişin yönü belli...
Kimi akıntıya bırakmış kendini, adına kader dediği...
Kimi kulaç atıyor akıntıya karşı, adına isyan dediği...
Kimi basıyor yanından geçenlerin bedenlerine,
önemsemeden bir kalbin kırmızısını,
adına zevk için her yol mübah dediği...

Takmış peşine insanları, dolu dizgin akıyor yamaçlardan yaşam.
Ve yamaçlar fısıldıyor: "Dur biraz! el ver bana
yaşatayım sana dağ kekiklerinin kokusunu,
bulutların üzerinde gökyüzünün coşkusunu,
rengarenk dağ çiçeklerinin dokunuşuyla
adına yaşam denilen nefes alışın ve verişin büyüsünü..."
Bu çağrıya kulak vermek istiyor,
yüreği henüz sağır olmamış bir avuç insan...

Ama öyle güçlü ki akıntı,
öyle çok zincirlemişiz ki kendimizi dallara, budaklara:
sorumluluk, para, ayıp, günah, gurur
ve çokca keşke diye diye...
Ve düşenleri gördükçe ürküten insanı
öyle kör kuyular var ki yamaçlarda,
üzeri dağ çiçekleri ile bezenmiş
ve öyle kaygan ki yamaçların kayalık yolları...
Yüreği henüz sağır olmamış bir avuç insan da
başını çeviriyor utanarak kendinden sessizce,
kulaklarını tıkayıp bu çağrıya...

20 Mayıs 2009 Çarşamba

Cesaret İster Yaşamda AŞK da...

Foto: Salim ERDAL

Kelebekler Vadisi,
geçit vermez kayalıkların arasından
fısıldıyor bizlere:
Bakir güzelliklerimi keşfetmek için
önce yüzleş kendinle
sonra çık yola
ve sakın unutma
cesaret ister yaşamda AŞK da...


Bir yolculuk başladığında yaşamda
korkuyu tadar her yürek umutla
zordur adım atmak sonuçta
bilinmezi fısıldayan yeni başlangıçlara...


Bir iniş başladığında yaşamda
korkuyu tadar her yürek umutla
zordur nefes almak huzurla
çıkışı tamamlamadan cennetten kuytularda...


Kelebekler Vadisi,
korku dolu soluk soluğa tutkulu bir inişin
ve azimle gelen coşkulu bir çıkışın adı...



Her iniş kötü değilmiş meğer
anlatırmış yaşamın mücadelesini
inişlerinde varmış ta diplerde
güç veren coşturan güzellikleri
ve çıkışları anlamlı kılan
tutkuyla kucaklaşmaları...

Kelebekler Vadisi,
geçit vermez kayalıkların arasından
fısıldıyor bizlere:
Bakir güzelliklerimi keşfetmek için
önce yüzleş kendinle
sonra çık yola
ve sakın unutma
cesaret ister yaşamda AŞK da...

12 Mayıs 2009 Salı

Yaşam Bu Dostum, Bazılarına Hep Gülümser, Bazıları ise Cezalıdır Doğduğu Andan

Adaletin bu mu Dünya
Ne yar verdin ne mal Dünya
Kötülerinsin sen Dünya
İyileri öldüren Dünya

****
Yaşam bu dostum, bazılarına hep gülümser,
onlara gününü gün etmek düşer.
Bazıları ise cezalıdır, doğduğu andan,
onlara da hep, isyan etmek düşer...

Bazıları beş- sıfır galip başlar, yaşama
ardına kadar açıktır önlerindeki tüm kapılar,
yollarında kırmızı halılar uzanır.
Sorun değildir, onların ekmek için
var etmeleri kurtlar sofrasında kendilerini.
Olmaz zaten böyle bir dertleri
çünkü protokolden hazırdır sofradaki yerleri.
Yani benim güzel dostum,
yaşam bazılarına
gümüş bir tepsinin içinde sunulur.
Onlara da sadece
seçip beğenip almak düşer, nazlanarak...

Yaşam bu dostum, bazılarına hep gülümser,
onlara gününü gün etmek düşer.
Bazıları ise cezalıdır, doğduğu andan,
onlara da hep, isyan etmek düşer...

Bazıları beş- sıfır malup başlar yaşama
sımsıkı kapalıdır önlerindeki tüm kapılar,
yollarında keskin kayalar uzanır.
Geçmek için bir kapıdan
kanatmak gerekir tırnaklarını en derinden.
Kalırsa öte kapıya umut dolu bir çaba
azmin adı yaşam olur
bir parça ekmek için
kurtlar sofrasının uzağında...

Yaşam bu dostum, bazılarına hep gülümser,
onlara gününü gün etmek düşer.
Bazıları ise cezalıdır, doğduğu andan,
onlara da hep, isyan etmek düşer...

Bazıları bilir işini
çabuk öğrenir, her kilidi açan anahtarın adını:
yalan, dolan, sahtekarlık
bolca şans, biraz da yalakalık
tıkır tıkır yürütür gemisini...

Ah dostum, ah!
Bir sen bir de ben
"Fakirin ekmeği umut" deyip
var gücümüzle zorlarız kapıları...
Kabul et, cezalıyız doğuştan
bu gidişle zaten
öde öde bitiremeyiz
nefes almanın ve vermenin diyetini...

Yaşam bu dostum, bazılarına hep gülümser,
onlara gününü gün etmek düşer.
Bazıları ise cezalıdır, doğduğu andan,
onlara da hep, isyan etmek düşer...

Hep denir ya dostum:
"Yaşama hakkettiği değeri vereceksin!" diye
salla gitsin!
Bana sorarsan hep unutulur:
"Hakkettiğinden fazlasını da vermeyeceksin!"

Lafın özü dostum:
"Ne kadar az ise bu adaletsiz yaşamdan beklentin
işte o kadar mutlusun!..."

07 Mayıs 2009 Perşembe

Güneş Doğsa Gecelere, Adı AŞK Olsa

Gecem, ışık sızdırmaz zindanım
sen misin ben mi? bilmem...
Ay doğsa diyorum karşıki tepelerden
yeni ay olsa
ışık verse gülümseyen başlangıçlara, kararlı
bilsek ki hilal olacak
sonra ilk dördün
ve dolunayda oynayacak çingeneler
biz sevişirken arsızca...

Gecem, ışık sızdırmaz zindanım
sen misin ben mi? bilmem...
Bir kuş uçsa diyorum artık, önümüzden
adı bülbül olsa
ses verse gülümseyen başlangıçlara, kararlı
bilsek ki serenat olacak
sonra zılgıt
ve en nağmeli aşk şarkılarında eşlik edecek tüm kuşlar
biz bestelerken yaşamın türküsünü arsızca...

Gecem, ışık sızdırmaz zindanım
sen misin ben mi? bilmem...
Bir kapı aralansa diyorum gıcırdayarak
rengi beyaz olsa
ışık verse gülümseyen başlangıçlara, kararlı
bilsek ki umut olacak
sonra aşk
ve zirvede horon tepecek kalplerimiz
biz bütünlerken terlerimizi arsızca...

Gecem, ışık sızdırmaz zindanım
sen misin ben mi? bilmem...
Bir gülüş olsa diyorum gözlerinde
anlamı coşku olsa
el verse huzurlu başlangıçlara, kararlı
bilmesek de önce ne olacak
sonra ne
tüm doğa selam dursa
sen yaklaşırken bana
ben gülümserken sana
ve güneş doğsa gecelere
adı aşk olsa
biz tek bedende haykırırken dünyaya...