Ekle butonuna tıklayarak başlıyor ilişkiler bu günlerde.
Kahveler sanal olarak ikram ediliyor enter tuşunun cazibesinde...
Hediye papatyalar, güller ya da en pahalısından şampanya bile sanal...
Popülerliğiniz ölçülüyor sürekli, aldığınız sanal hediyelerin sanal maddi değerleri ile...
F5 hızında yaşanıyor aşklar, toplu geyik arenalarında; yetişebilene aşk olsun.
Gönüllerin destanı, anlık iletilerin kısaltılmış bölük pörçük cümlecikleri ile haykırılıyor anlaşılmaktan uzak...
Sözcükler kalpten fırlamıyor artık titreyek,
sesiniz boğuk çıkmıyor ilanı aşk sohbetlerinde,
sevdiğinizin ses tonundaki çatlama yüreğinizi dağlamıyor...
Yan yana gelmiş sessiz harflerin soğukluğu sadece, yüreğinizi üşüten...
İletişimin olmazsa olmazı göz teması, çoktan tarih olmuş,
kalıp yüz ifadeleri duygularınızı anlatan...
Gerçekten öyle hissedip hissetmediğinizin önemi de yok yani...
İki tuşa bakıyor, akışa uygun bir yüz ifadesini seçip göndermek...
İki nokta üst üste kapa parantez, işte mutlusun gerek yok söze şiire...
İki nokta üst üste aç parantez, işte mutsuzsun en temizinden,
uğraşma gerek yok ağlamaya iç çekmeye...
Öfkeni, üzüntünü, isyanını, kederini, umudunu, coşkunu,
en önemlisi aşkını, anlatmayı biliyorsan
iki soğuk tuşun parmak teması ile en kısa ve hızlı yoldan,
tebrikler, sen de varsın bu hızı baş döndüren aç kurtlar arenasında(!)..
Yok bilmiyorsan, daha ne olduğunu anlayamadan kanlar içinde,
yüzün gözün çamura bulanmış bir şekilde
yüzündeki şaşkın ifade ile kala kalırsın saha kenarında...
Aşkların hızına yetişmek mümkün değil bugünlerde,
yasını tutmak ise açıktan salaklık ilanı tüm dünyaya...
Bir dostum geçenlerde dedi ki salaklaşmış halimi görünce
"Saha kenarında ısınmaktan yoruldun sen,
ya gir maça koy iddianı ortaya ölümüne
ya da otur yedek kulübesine de bak öğren iyice şu oyunun kurallarını..."
Baktım, baktım, baktım sahada hemcinslerim tarafından oynanan;
jürisinin ise kıtlıkta adamdan sayılan üç beş bekar olduğu bu çamur oyununda, yerim olmadığına karar verdim.
Tamam kabul ediyorum: "Kedi, erişemediği ciğere pis!" dermiş,
ben de diyorum işte.
Bu maça nasıl girildiğini de anlayamadım, nasıl maç dışı kalındığını da...
Bir tek şey anladım: benim işim olmaz birbirini yok etme pahasına,
gönülden önce çetele kağıtlarında var olup elde etme savaşında...
Yani benim aşk defterimde yazmaz duygular için savaşmak.
Ve rakipleri yok ederek kazanılmaz gerçekte aşk...
Çünkü aşk, ya vardır ya da yoktur kalplerde kendiliğinden...
****
Şu iki yıllık süreçte içine girdiğim bir çok sosyal ortamda gördüm ki sorunun nedeni belli. Bir sürü boşanmış ya da hiç evlenmemiş kadına karşılık üç beş tane bekar ya da boşanmış erkek var.
Ha bir de malum kıtlıkta, sürekli malubiyet yaşayan ve azıcık ilgiye, sevgiye aç olan kadınların, bu duygularını sömürerek beslenen, evli ve çapkın erkekler de var ama onlar bambaşka bir yazının konusu.
İstatistikleri tam bilmiyorum ama otuz, otuz beş yaş üstü bekar erkeklerin karaborsada olduğu kesin. İşte bu nedenle çoğu bekar erkek, özellikle de boşanmış olanlar ne oldum delisi bir görüntü çiziyorlar. Muhtemelen ergenlik ve ilk gençlik yıllarında yaşıtları olan kızlar tarafından hiç ciddiye alınmamış ve adam yerine konulmamış olmalarının acısını, acımasızca çıkarıyorlar karşılarına çıkan tüm kadınlardan "vay be! ben neymişim meğerse" niraları atarak. Aman yanlış anlaşılmasın, sözüm meclisten dışarı; lafımız sosyolojik bir gözlem üzerine kısa değinmelerden ibaret, dilimiz döndüğünce...
Sayılardaki bu dengesizlik ve tabii galibiyet hırsı,
kadınları, bir birleri ile ölümüne yarıştıkları bir savaşın piyonları haline getirmiş...
Kıtlıkta değere binmiş bu bekar erkeklerin çoğu, ukala ve küstah bir karaktere bürünmüş kendini ispatlama derdi hiç olmadan. Sayısal azınlıkta olmanın avantajı ile adam sayılıp oturtulmuşlar jüri koltuğuna.
Kimisi güzelliği, kimisi gençliği, kimisi cinselliği, kimisi de hinliği ile kendini beğendirme yarışında bir dolu bayan karşılarında ölümüne dövüşürken;
onlar balon gibi şişirilmiş egoları ile "sen gir, sen ispatla, sen göster, sen çık, sırada ki..." sözcüklerini tükürükler saçarak haykırıyorlar duygusuzca... Kaç kalbi kırdıklarının önemi yok, kaç gönülde kapanması imkansız yaralar açtıklarının da... Çünkü sırada bekleyen çok(!)...
****
Ben tarih öncesinde kaldım kesin...
İletişimin bendeki karşılığı halâ gözler,
ses tonunun kalbime uzanan fısıltısı vazgeçilmez olan,
yüz mimiklerinin sözlerle anlatılamaz etkisi ise asıl gerçek...
Ben kalbimin sesini dinliyorum halâ
ve kalbimin sesini fısıldıyorum sevdiğim diyeceğim erkeğe...
Onun çevresinde kaç kadın olduğu ile ilgilenmiyorum,
kendi çevremde kaç erkek olduğu ile de...
Ben savaşmayı bilmiyorum elde etme arenasında
ne kaçmayı biliyorum iz bırakarak
ne de kovalamayı diğerlerine çelme takarak...
Ben bıraktığımda bu gönül ilişkilerini,
aşk vardı gözlerde başlayan ve gözden göze kıvılcımlar fırlatan...
Kalpte filizlenip kanat çırpardı coşkun akan ırmakların üzerinde kelebekler,
gönülden gönüle tatlı bir rüzgar eserdi iki bedeni titreten, o zamanlar....
Aşk demek göz göze gelmekti önce,
saatlerce, günlerce zamanı sıfırlayıp konuşmaktı,
sımsıcak ellerin tesadüfen buluşup kenetlenmesiydi,
başını sevdiğinin göğsüne dayayıp
unutmaktı dünyayı, savaşları, yokluğu...
Ben bıraktığımda yoktu aşkın hesabı, kitabı
anlık iletileri yoktu, sessiz harflerin simgesel yüz ifadeleri ile süslendiği...
Ben bıraktığımda aşk için savaşmazdı kadınlar birbirleri ile...
Erkekler domates seçer gibi seçmezdi, aşık olacağı kadını...
Ben bıraktığımda
aşk ya vardı ya da yoktu kalplerde kendiliğinden...

5 yorum:
süperrrrrr ... tek kelimeyle süper başka bişey diyemedim şu andaa :)
Zülalciğim, çok güzel yazmışsın. Diline, yüreğine sağlık. Son zamanlarda benzer duygularla yazdığım birkaç mısrayı paylaşmak istedim:
"...
Kendimi şiirlere anlatmak gelmiyor içimden
Şiirsiz yürekler duyar mı beni?
Hoyratlık hayatın kendisinde var
Ama bu, şiiri öldürmeli mi?
Öyle sıkıştım ki şiirin ölümyerinde
hiç sorma
Sığlığın derinlik olduğu çağdayız
Bense edebiyat yapıyorum ürkekçe
Akışın hızından çarptıkça tükenişlere
Öyle nefessiz kaldım ki
hiç sorma
Boş ver diyorum
Yaşam bu
İnsan bu
Gerçeklik bu diyorum
Velâkin vurdukça yüzüme tanıklığım
Hallaç pamuğuna döndüm
Öyle yordu ki alışamamak
hiç sorma"
Nazım Serin
zülal teyzecimm süper olmuş ellerinize sağlık:))) HAZAL:)
yüreğinize ve kaleminize sağlık...günümüz ilişkilerini çok iyi ifade etmişiniz.
bütün yazılarınızı severek okuyorum..
Birgun bize en buyuk askini anlatsan, oyle elbette magazin filan gibi degil, hayatinin bir yuzu, bir parcasi gibi, cok guzel anlatacaksin sanki...Cok isterdim okumayi
Yorum Gönder