18 Kasım 2008 Salı

MUTLU AŞK HİÇ YOKTUR!

Ne savaş, ne salgın, ne ölüm engeller onu...
İnsanlık var oldu olalı o da hep var oldu.
Belki dört ayaklı ilk atalarımızdan beri ya da Havva ve Adem'in ilk tanışıklığından beri yasak meyve ile...

Kim bilir belki de insana dair olan
tek duygu olduğu içindir.
Neden mi?
Çünkü annelik, cinsellik, açlık, susuzluk, toplumsal yaşam, toplumsal iş bölümü, bağlılık ve bağımlılık hatta güç savaşları
hayvanlar aleminin farklı türlerinde bile farklı biçimlerde karşımıza hep çıkar...
Ve her birinin bir mantığı, bir sürekliliği,
doğa ve yaşam için bir zorunluluğu, olmazsa olmazlığı vardır.

Ya aşk?

Nefreti ve tutkuyu aynı anda yaşatabilen böylesi bir enerji yoğunluğu başka hangi canlıda var?
Tutulana dağları deldiren
Mecnun edip çöllere düşüren
yaşarken öldüren, ölürken coşturan
yokluğu imrendiren varlığı kahreden
ölene kadar aranan bu 'AŞK' sizce nedir?

Aşk aslında hep içinde komik hikayeler barındırır.
Eminim siz de yaşamış ve en yakın arkadaşlarınıza anlatmışsınızdır o muhteşem saniyeleri(!)... Yaşamadınız mı?
Eee canım o zaman üçüncü kişi olarak aşkın o büyüleyici anlarını kesin dinlemişsinizdir:

AŞIK: Sonra bana baktı!
ÜÇÜNCÜ KİŞİ(yakın arkadaş): Eeee?
AŞIK: Elini uzattı...
ÜÇÜNCÜ KİŞİ: Ayy inanmıyorum, sen ne yaptın?
AŞIK: Ay ölüyorum sandım... ben de elimi uzattım.
ÜÇÜNCÜ KİŞİ: Eee?
AŞIK: Adımı söylerken gözleri ile gözlerimin taa içine baktı ve gülümsedi...
ÜÇÜNCÜ KİŞİ: Ay ne romantik...
AŞIK: Düşünebiliyor musun, bana tanıştığımıza memnun oldum, dedi.
ÜÇÜNCÜ KİŞİ: Ay kesin o da sana aşık...

Eğer bir bakıştan, göz temasından, selamlaşmadan ya da hava durumu üzerine yaptığınız lüzumsuz bir geyikten bir romanlık anlam çıkarıyorsanız;
ONUNLA aranızdaki bu çok manalı(!) diyalogları,
evirip çevirip en yakın arkadaşınızla masaya yatırıyorsanız,
fazla söze gerek yok:
siz de aşıksınız!
Aşk işte bu yüzden hiç bir mantık kalıbına sığmaz.

Aşk ONUNLA geçirdiğiniz küçücük anları düşündüğünüzde taa yüreğinizde oluşan bir ezilme hissidir.
Bazen sırf onu düşündünüz diye
bir şeylerin içinizi yakarak akıvermesidir yüreğinize doğru...

Onu yüzde doksan dokuz göreceğinizi bile bile
yüzde birlik ihtimalde kendinzi boğmanız;
sonra da yüzde doksan dokuzluk ihtimalin gerçekleşmesi ile
kalbinizde adı mucize olan bir kelebek yaratarak yaşama dönmeniz ve
hayretle onun kanat çırpışını dinlemenizdir,
ürkütmekten korkarak...

Aşk mantık ile kalbin, romantik duygular ile bedensel isteklerin
hiç bitmeyen savaş hâlidir, aslında.
Ve kazanan kim olursa olsun içinde hep pişmanlık barındırır.
Belki de sır, aşkın imkansız olanda gizli olmasındadır.
Mutlu aşk yoktur, denir ya...
Belki de işte sırf bu yüzden.

Eğer Ferhat Şirin'e, Leyla Mecnun'a kavuşsaydı
tarih boyu dilden dile anlatıla gelen bir aşk hikayeleri de olmayacaktı kuşkusuz...
Onlar da üç beş yılın sonunda
mutsuz, kaderlerine razı olmuş,
yabancılaşmış ve adları sanları ölünce unutulacak sıradan bir çift olarak
tarih sahnesindeki yerlerini alacaklardı...
O yüzden ilk hissedilen her zaman aşktır ama...
Kavuşurlarsa sorunsuzca bizim sözde aşıklar,
aşk önce sevgiye dönüşür,
sonra ya saygı sevgiye eşlik eder;
böylece bizim taze aşıklar sevgi ve saygı dolu bir yaşamı tek yastıkta tamamlarlar...
Ya da çevremizde çokca gördüğümüz şekliyle:
birbirinin yüzüne, gözlerine yabancı;
yastıklarını, hatta odalarını
ilk menapoz belirtilerinde, fırsat bu fırsat(!) diyerek ayıran;
aşkı, hatta sevgiyi geçtik,
saygıyı bile nerede kaybettiklerini hatırlamayan
paralel yaşamlar çıkar karşımıza...
İşte bu yüzden aşkın sırrı imkansızda gizli olmasındadır, bence.

Yani aşk, duygularla aklın, bedenle kalbin çarpışmasıdır sürekli...
ve ONU ölümüne isterken
arkaya bakmadan kaçıp saklanmaktır, kendinden...

Aşk izleyicilerine sinir krizleri geçirten anlamsız bir gurur savaşı ve
sürekli bir paranoya hâlidir.

Aşk onunla sürekli kavga ederken ve hatta sayıp dökerken ağzına geleni
aynı şeyleri çok daha hafif söyleyen ötekilere karşı
onun doğal avukatlığını üstlenme dürtüsüdür.

Yani öyle ya da böyle
mutlu aşk yoktur çocuğum
ve mazoşistçe bir duygudur yaşanan.
Aşkta mantık da yoktur, arama boşuna
bu yüzden malum: "Gönül bu, ota da konar boka da."

Ama yine de
sadece yaşayanların anlayabileceği öyle bir duygudur ki:
coşkuyu ve hüznü,
umudu ve çaresizliği,
nefreti ve tutkuyu
bir arada, tek bir an da yaşatan...

Aşk bazen bütün dürtülerden uzak sadece onun kalp atışlarını dinleyebilmektir, ıssızlığın ortasında...

Aşk hem hiç susmamak hem de ne konuşacağını bilememektir, karşılıklı saçmalarken...

Aşk iki heceli adınız, onun ağzından döküldüğünde
ilk defa duyar gibi heyecanlanmanız
ve kendi adınız kullaklarınızda bir fısıltı olduğunda
bedeninizin kalbinize dar gelmesidir...

Ve aşk çoğu zaman
ölümüne isterken
bitmesi gerektiğini de bilmektir.
İşte bu yüzden mutlu aşk hiç yoktur!

6 yorum:

Adsız dedi ki...

Aşk diye bir şey mi varmış!

Adsız dedi ki...

Bence erkek milleti aşktan anlamaz..

Filiz Zayimoglu dedi ki...

Canım bloğunu ancak inceleme fırsatı buldum. inan söyleyecek çok fazla şey bulamıyorum. Yüreğine sağlık güzel insan sevgilerimle....

Filiz ZAYİMOĞLU ÖZTÜRK

Adsız dedi ki...

bencede kadın milleti aşktan anlamaz...

mehmet dedi ki...

bende yazmayı seviyorum,,,
duygularımı ifade etmeyi,,,
birde sevmeyi seviyorum
kim olursa,,,
anne, baba,, abla,, arkadaş, sevgili
yeter ki karşılıklı olsun
yazdıklarım,,
anlık duygularım,,,
Hep derim,,
ben tuhaf bir adamım,,
üç satır sonra,, bir bakarsın,,
farklı şeyler yazmışım,,,
yüksek sesle düşünmek gibi bir şey bu,,,
ve tabiiki,,
bazı yazdıklarımın içinde;
alıntılar var,,
esinlenmeler var,,,,
duygular daha farklı nasıl ifade edilebilinir ki?
içine,, tuzunu biberini baharatın atmaz isen
yemeğin lezzeti olur mu?
nasıl yazarsam yazayım,,,,
ne söylersem söyleyim..
Ben benim işte
Ben memet
karşı kıyılar memleket işitiyor musun memet????
Çok abarttığımı biliyorum,
Yazılarım beklide korkutuyor,
melonkolik geliyor belkide,
ben hep böyleyim galiba.
Bence benim kesin bir terapiye ihtiyacım var.
Yok yok yine tuhaflaştım ben,
Ne buluyorum 3-5 satırda bilemiyorum.
Çok özür dilerim.
Birden geldi işte yazma isteği
Önüne geçilemez bir şekilde
Ve sigarasızlığım
Evet, suçlu bulundu
kabahat ya yazılarında,
Yada sigarasızlıkta
ve
Klavyedeki tuşlar teşvik etti beni.
Bütün suç klavye ve monitörde aslında

ege dedi ki...

Ve aşk çoğu zaman
ölümüne isterken
bitmesi gerektiğini de bilmektir.
İşte bu yüzden mutlu aşk hiç yoktur!

bitmesi gerekmesi de toplumsal değerlerden tabi.
peki hangi toplum.açmaz olan aşk değil toplum bence.

Yorum Gönder