23 Kasım 2008 Pazar

Ben de Öğretmenim Diyebilmenin Gururu İçin...

Öğretmenlik üzerine saatlerce konuşulabilir aslında,
zaten konuşulmuştur da!
Sayfalarca yazılabilir, zaten yazılmıştır da!
Peki ama neden?

Neden meşgul eder yediden yetmişe,
en cahilinden en okumuşuna,
en demokratından en muhafazakarına zihinleri?
Peki ama neden, her seçim sonrasında masaya yatırılan ama bir türlü içinden çıkılamayan, eğitim sistemidir?
Ve neden, amansız bir hastalık görüntüsü verir onun yaşam öyküsü?...

Hangi toplumda, hangi yönetim biçiminde olursa olsun önemli bir kavramdır : öğretmenlik, öğretebilmek, öğretmen olabilmek...
Belki de en önemli meslek, diğer mesleklere de birey yetiştiren...

Belki de en önemli meslek, tüm toplumsal yaşamı,
değiştirme dönüştürme gücünü elinde bulunduran...
Cumhurbaşkanından başbakanına, askerinden polisine, bilim adamından müzisyenine, ressamından doktoruna ve elbette hırsızından katiline, sekiz şiddetinde depreme dayanacak binaları inşa eden mühendisinden harcını deniz kumu ile karanına kadar hepsinin en azından bir öğretmeni oldu zamanında, sonra da onlarcası... Hepsini yetiştiren öğretmenler değil mi nihayetinde!...
Okul öncesi eğitimle birlikte 4-5 yaşında tanıştıkları düşünülürse, öğretmenin etki gücü küçümsenebilir mi, sizce?
.....

Yukarıdaki yazı Nobel Yayınlarından 2004 yılında çıkan "Ben de Öğretmenim Diyebilmenin Gururu İçin Etkili Öğetmenlik Eğitimi" adlı kitabımın önsözünden.
Arka kapağa aldığım öyküyü ise bir çoğunuz duymuşsunuzdur:

Bir adam, kumsalda oradan oraya koşmakta,
kumsala vurmuş deniz yıldızlarını alıp denize koşarak derinlere fırlatmakta;
tekrar koşup bir tane daha deniz yıldızı alarak yine denize fırlatmaktadır.
Karşıdan bu durumu izleyen bir arkadaşı, adamın gösterdiği olağan üstü çabayı takdir etmekle birlikte biraz anlamsız bulur, yanına gelerek arkadaşına sorar:
_Ne yapıyorsun?
_Onları kurtarıyorum...
Adam, kumsaldaki binlerce deniz yıldızını arkadaşına göstererek:
_İyi de ne fark eder, hepsini kurtarman imkansız, der.
Öteki, kumsaldan aldığı can çekişen bir deniz yıldızını daha denize fırlatırken şöyle der:
_Bak, onun için çok şey fark etti!

...

Bu gün 24 Kasım, öğretmenler günü...
Zoraki bir tören, sınıf annelerinin hediye yarışı, ellerde çiçekler, belki okul idaresinin pasta börek ikramı belki de öğretmenin kendi cebinden fix menü bir öğle üzeri yemeği...

Öğretmenlik öyle bir meslek haline geldi ki ülkemizde
KPSS mücadesi, işisizlik, kapalı branşlar derken
hani atalarımız da demiş ya:
"Dışı eli yakar, içi beni yakar..."
Branş dışı atamalar...
Hiç bir şey olamadığı için en azından öğretmen olan büyük bir kitle...
Krizi kapıdan hiç eksilmeyen ülkemizde 657'nin güven veren sıcaklığı...
Sözleşmeli öğretmenlerin varlık savaşı ...

İlk beş yıl idealizm: Karda kışta, yağmur çamur demeden, gerekirse eşek sırtında...
Sonra duvara toslama... kalkıp tekrar koşmaya başladığın sırada bir daha, bir daha...
Elinde deniz yıldızları ile sürünerek
geride kalan tüm deniz yıldızları için
bir daha bir daha
umutla
her şeye rağmen
tüm yozluklara, tüm engellere meydan okuyarak
illâki maviliklere...

İkinci beş yılda şaşkınlık: Geçim sıkıntısı bir taraftan; ne idare, ne öğrenci ne de meslektaşların tarafından takdir edilmemek öte yandan...
Nasıl yani? sorusunu taa yüreğinde hisetmek...
Çevrende binlercesi varken
elindeki deniz yıldızlarına baka kalmak
ne yapacağını bilemeden...
Kendini yorgun hissetmek
bir tanesini kurtarmak ne işe yarayacak ki, binlercesi varken? diye soru vermek kendi kendine...

Üçüncü beş yılda ise umutsuzluk, depresyon: Okula, öğrenciye, mesleğe büyük bir yabancılaşma...

Ve deniz yıldızlarının arasından
plaj boyunca
maviliklere paralel
yürüyüp gitmek
hiç kumlara bakmadan...

***
Sadece karaya vurmuş binlerce deniz yıldızından bir kaçını kurtarmak yeter mi?

Bir taraftan karaya vurmuş deniz yıldızlarını maviliklere gönderirken
diğer taraftan önlem alsak da
artık karaya hiç deniz yıldızı vurmasa...

Ve öğretmenlik mesleğine yüreğini koyanlar,
karaya vurmuş deniz yıldızları arasında çırpınmak yerine
o deniz yıldızları ile yüzebilseler özgürce maviliklerde...

2 yorum:

Adsız dedi ki...

Yeryuzunun en kutsal meslegini Turkiye nin butun olumsuz sartlarina ragmen ozveriyle icra etmeye calisan cumhuriyet degerlerini savunan Ataturkcu aydin butun ogretmenlerin ogretmenler gununu senin sahsinda kutluyorum.
Yuregine saglik gene cok guzel yazmissin.
Erhan Ersoy

huriş dedi ki...

Canım arkadaşım..Öğretmenler günün kutlu olsun..

Yorum Gönder