Bu trekking macerası sardı beni iyiden iyiye...
Al zihnini, götür dağlara;
dolaştır, sakinleştir,
huzurlu bir yorgunlukla getir gerisin geriye...
İstersen hiç konuşma,
kaptır kendini yeşilin, mavinin binbir tonuna...
Ya da ayak ucunun toprağı, yeşili, taşları her dövüşünde,
ver veriştir içinden
bütün susmuşluklarına inat!
İstersen sürekli değişen tekli sıranın avantajı ile
bir öne bir arkaya, yetiştir geyiğin en alasını
gerçek yaşamın tüm sıkıntılarına inat...
Yaşamdan, gerçeklikten, tüm taşıyamadıklarından uzak
sanki bir nefeslik havalandırmaya çıkmış gibi..
Derin nefes al, tut tut tut
patlat dünyaya karşı gitsin...
Haydi bir daha...
Bu Pazar ben yine dostlarla dağlardaydım...
Yeşil veda ederken doğaya
kırmızı ve sarının hoş gelişini izledim...
Zihnim aldı beni taa Kirazlı Yaylası yürüyüşüne götürdü:
İlk yürüyüşüme,
inadına yağan bahar yağmuruna,
yağmurdan bize hediye kalan
dönüş yolundaki muhteşem manzaraya...
Şimdi uykuya dalan doğa
taa o zaman
bizim şahitliğimizde uyanmıştı aslında.
***
Ben bu Pazar yine dağlardaydım...
Güleç yüzlü insanları vardı yürüyüş parkurumuzun her zamanki gibi.
Bir çoğunun yüzünde Kuşçuören köyündeki 'Teyzeyi' hatırladım:
Son durağımızda kör bir çeşmenin yorgun taşları bana konforlu bir oturak olmuşken
'Teyzem' gelip tam karşıma, yolun orta yerine oturup renklendirivermişti yorgun bir trekking macerasını, o uzak günde. Biz şehir insanları oturmak için bir yükselti ararız, bir taş, duvar dibi, yani illa ki sırtımızı sağlama alacak bir yer...
Nerden baksan yaklaşık 6 ay geçmiş... Teyzem ile yaptığımız bol kahkahalı sıcak sohbetten aklımda kalan üç inci var:
1.Böyle cılbak gezmeyin,günah!
2. Ben babadan zenginim aslında benim adamda iş yok!
3. Ben oğluma seni almam... Sen bana uymazsın ben sana!
Ah Teyzeciğim, oğlunun askerliği bitmek üzereydi, gün sayıyordun o zaman... Umarım kavuşmuşsundur,canın ciğerin evladına. Belki tam gönlüne göre bir de kız bulup anlı şanlı bir düğün bile yapmışsındır, kim bilir?
***
Güleç yüzlü insanları var parkurumuz üzerindeki köylerin...
Belki de Anadolu'nun her bir karışında olduğu gibi.
Alışkın yüzler gülerek karşılıyor bizi yol üzerinde,
çeşme başında, toprak yollarda...
Hoşgeldiniz, deyip halimizi hatırımızı soruyorlar soluklanma dakikalarında;
şehrin soğukluğunu, yabancılığını, umursamazlığını yüzümüze haykırır gibi...
Aynı apartmanda oturup birbirini tanımayan, aynı iş yerinde çalışıp birbirine selam vermeyen biz şehirlilere inat!
Alışmışlar tuhaf yağmurlukları, koca koca çantaları,
ellerinde fotoğraf makineleri ile
yağmur çamur demeden dağ taş yürüyen trekkingçilere...
Ben dostlarla bu Pazar yine dağlardaydım.
Selami Hoca önde biz arkada
dere tepe düz gittik.
Çalı, çırpı, ah kolum, lanet diken
toprak ne kuru, ne yaş
aman dikkat taş!
Bir yukarı bir aşağı
çokca kaydık, bol bol düştük..
En güzeli düşerken uzanan dostun eli...
En güzeli soluklanma dakikaları
çantalardan dökülen çıkınların paylaşım anları..
Üzerine sımsıcak bir kahve...
Oh, gel keyfim gel...
Ben bu Pazar yine dağlardaydım...
Yeşilin vedasını, sarının hüzünlü gösterisini izledim.
Kazan Güvenç Köyü
Zülal Erik

3 yorum:
agzina saglik hocam, iyi ki varsin sagolasin, daglar bizim :))
o pazarlarda olamamak
yazılanları okuyup da,
merak etmemek,,,
sanki aş ermek gibi,,
ve uykusuzluğum,,
hala sigarasasızlık,,
acaba,,
bilgisayarı kapatıp, yatağa gidememek,,
sigarasızlıktan mı,
yoksa zülal'in yazdıklarına kapılmış olmam mı?
bu yaştan sonra dağlara taşlara mı varsam ne?
Yine güleç,
yine tatlı,
yine mahzun,
ne varsa kederden ve yaşamaktan yana,,
ve dostluk üstüna
hepsi sığmiş birkaç satıra.
ellerin, yüreğin dert görmesin bacım...
İstersen sürekli değişen tekli sıranın avantajı ile
bir öne bir arkaya, yetiştir geyiğin en alasını
gerçek yaşamın tüm sıkıntılarına inat...
anlat bizi zuzu..:))))
gÖKsellll...
Yorum Gönder